header image
Home arrow Anasayfa
SONUNDA GÖRÜNMEZ OLDUM!
Nov 04, 2018 at 12:00 AM

Görünmez olmayı hayal ederdim çocukken, istediğim an istediğim yerde olabilmeyi ya da aniden ortadan kaybolup tekrar belirebilmeyi. Elbette ki böyle olağanüstü yeteneklerle ve özelliklerle doğmayı hayal eden bir tek ben değildim, yoksa onlarca kitap, binlerce hikâye ve hatta pek çok da bilimsel çalışma hangi uzgörülerle yapılmış olabilirdi ki!

Oğlumla ‘gevrek - boyoz’ almaya gittiğim (bilmeyenlere soruyorum, bilin bakalım nerede yaşıyorum!) bir gün tezgahtar bayan içeri girer girmez bize dönmüş “siz ne istemiştiniz?” diye sormuştu. Sırada bekleyen bir başka müşterinin serzenişi ise hala aklımda: “hanımefendi, ben görünmez miyim acaba!”. Beyefendi haklıydı, bizden önce gelmişti ve sıra onundu fakat bir sebepten fark edilmemişti. Her ne kadar o an görünmez olmak tercih ettiği bir durum olmasa da, istenildiğinde bunu yapabilmekle ilgili size birkaç önerim olacak. Yazdıklarımı harfiyen uygulayın, bakın nasıl da görünmez oluyorsunuz işyerinizde.

Read more...
NAPOLYON, DOLARİZASYON VE TÜRKİYE…
Oct 11, 2010 at 12:00 AM

'Dolarizasyon' terminolojik olarak, bir ülkenin yerel para biriminin yerini kısmen ya da tamamen başka ülke para birimine bırakması durumuna denmektedir. Bu uygulamayla yerel yönetimler temel olarak fiyat artışının (enflasyon) dengelenmesi, faizin kontrol altına alınması ve dış ticari borçlanmanın istikrara kavuşturulması gibi ekonomik hedefler gütmektedirler. Yakın arkadaşım, New York Universitesi – FIT’de çalışmalarını sürdüren Asst. Prof. Emre Özsöz, ilgili çalışmasında konuyla ilgili sebepleri sonuç ilişkileriyle birlikte detaylı olarak incelemiştir.

‘Dolarizasyon’ tabiri her ne kadar genel hatlarıyla açıklayıcı gibi görünse de, aslında kimi durumlarda yanıltıcıdır. Çünkü bahse konulu ikamede yerel para birimi yerine sadece Dolar’ın geçtiği ya da geçebileceği anlamı çıkmasına sebebiyet vermektedir. Oysa Dolar gibi Avro (Euro), Sterlin, Ruble ve hatta Türk Lirası da ‘Dolarize olmuş’ para birimleri arasında yer almaktadır. Peki hangi bağımsız ülke(ler) Türk Lirası’nı yerel para birimi olarak kullanmayı kabul etmiştir?

 

Read more...
SATIR ARASI (MOTTOLAR)
Oct 15, 2018 at 10:26 AM

Bizim milleti bilirsiniz, hepimiz biraz ‘zehir hafiyeyizdir’. Çoğu zaman söylenenden söylenmeyeni çıkarmaya,  ‘satır aralarını okumaya’ bayılırız. Ne dediğinle ne demek istediğin arasında uçurum olduğunu var sayar dururuz. Diğer bir deyişle ‘öküz altında buzağı ararız’.

Hedef kitle mesaja (iletiye) karşı bu derece karmaşık tutumlar gösterebilen bir yapıdayken, Pazarlamanın dili nasıl olmalıdır?

Cevap bit tabi ki ‘sade ve anlaşılır’dır…

Read more...
KURUMSALLIK OYUNU 1. PERDE
Oct 15, 2018 at 10:30 AM

"Kurumsal hayat bir tiyatrodur, hünerli oyuncular başarılı yönetmenler ister..." *

Yaygın hümanist bir tanımla tiyatro; “insanı, insana, insanla, insanca anlatma sanatı” olarak ifade edilir. Ne kadar kısa fakat kifayetli bir tanım. Öyle ki, bu tanımla ‘tiyatro’ sözcüğü yerine başkalarını koyup tanımlamayabilme esnekliğine sahibiz, tıpkı ‘kurumsal organizasyon’ ya da ‘kurumsallaşma’ sözcüklerinde olduğu gibi…

Tiyatronun özelliklerini ve uygulama prensiplerini anlatmak için aşağıda sıraladığımız önermelerde ‘tiyatro’ ya da ‘oyun’ yerine ‘kurumsallaşma’ sözcüğünü koyalim ve bakalim ortaya nasil bir manzara cikacak!

Read more...
ESKİ VE KÖKLÜ ŞİRKET KAVRAMI HK.
Oct 15, 2018 at 08:58 AM

Bir iş toplantısında çalıştığım şirketten bahsederken ‘30 yıllık köklü bir şirket’ ifadesini kullanmıştım. Öyle ya, 30 yıl; dile kolay. Ülkenin çalkantılı ekonomik ve siyasi yapısına bakınca ne zor, ne çok ve erişilmez geliyor kulağa. 

Oysa 2000’li yılların Pazar koşullarında rakiplerimiz bir asırı çoktan devirmişken 30 yıl da ne demek oluyor?

‘Sektör ne olursa olsun pazar artık tek; o da dünyanın tamamı. Günümüzde rakipleri tanımlamak da çok basit; herkes. Yani bugünkü pazar koşullarında kimlerle rekabet ediyoruz? Hemen herkesle. O zaman bir şeylerle ilgili kıyaslama yaparken kimlerle birlikte anılmak istiyorsan, onlarla kıyaslama yapmalısın’ 

Alın size 2 hikaye;

Read more...
“MUHTEREM AMERIKALILAR”
Oct 15, 2018 at 10:20 AM

Bundan yillar öncesine; Mussolini’nin İtalya’da diktatörlük ilan ettiği, Hitlerin ‘Kavgam’ adlı manifestosunu yayınladığı, Japonya’nın demokraside karar kıldığı 1925’e gidelim biraz. Tarihin o zamana kadar gördüğü en büyük askeri ve siyasi ablukalalarına direnen yeni Türkiye’ye ve yeni liderine kulak verelim…

“Muhterem Amerikalılar, Türk Milletiyle Amerikan Milletleri arasındaki karşılıklı olduğuna emin bulunduğum muhabbet ve samimiyetin tabii menşei hakkında birkaç söz söylemek isterim."

 

Read more...
KALİTE NE DEĞİLDİR?
Oct 15, 2018 at 08:21 AM

Sen Kalitenin resmini yapabilir misin Abicim?

Pazardasın ve çok ‘kaliteli’ bir ürün gamın var; tabi sana göre. Elinde bir sürü kalite güvence sertifikan (ISO, CE, TSE, TURKAK vb), laboratuar sonuçların, ürün speclerin, sözde “kalite kontrol” onayların var. Koskoca bir dosya, anlatmakla göstermekle bitecek gibi değil. Hammaddenin en iyisini, ambalajın en pahalısını, üretim teknolojisinin en sükselisini kurmuş ve çalıştırıyorsun. Üretim tesisin pırıl pırıl, bal dök yala. Dosya dosya yönetim planların, prosedürlerin, ‘kalite kontrol’ kayıtların, düzeltici-önleyici faaliyet raporların var. Ve arada bir de aynaya bakıp o soruyu sormayı ihmal etmiyorsun; 

“Ayna ayna söyle bana. Benden kalitelisi var mı bu dünyada?” 

 

Read more...
AZMANİSTAN ÜZERİNE (1)
Oct 15, 2018 at 10:15 AM

Oktay Sinanoğlu; modern bilim çağının en genç profesörü, geliştirdiği ve adıyla anılan onlarca Nicem (Quantum) Kimyası ve Moleküler Biyoloji bilimsel önermelerin (teorem) mucidi, tek T.C. Profesörü ünvanına sahip bilimadamı... Onu bir paragrafta anlatmaya çalışmak gerçekten imkansız; zorlanıyorum... Özetle ve kendi tabiriyle bir matematik + bilim + gönül insanı. Hani derler ya hep "Bir kitap okudum hayatım değişti" diye. İşte yıllar yıllar önce benim hayatımı değiştiren o kitapların yazarı....

Takip edenler bilir, Türkçe aşığıdır. Özenle seçilmiş kelimeler ve günyüzü görmemiş ifadeler kullanılır, benzetmeler yapmaya ve takma adlar uydurmaya da bayılır. İşte bu takma adlardan biri de Azmanistan'dır. Peki neresidir bu Azmanistan, koordinatları - coğrafi konumu nedir? Kimler kurmuştur ve kimler yaşar burada?

Gelin, her biri aynı puan olan yukarıdaki soruların sonuncusundan başlayalım... İşte sizlere Azmanistanlı'ların bir Türk gözüyle farklı davranış, tutum ve tarafları:

Read more...
MÜŞTERİNİN AZMİ
Oct 15, 2018 at 10:36 AM

Klima montajının 2. gününde soğutmamaya başladı, servis geldi; "bazen paketteyken gazı boşalır, gaz doldurduk sorun bitti" dedi... derken 2-3 ay sonra yine, sonra yine... tabi klima sökülüp servise götürülüyor bu arada birer haftalığına, tamir olunup geri geliyor! 2010 Mart ayına kadar 7 kere ariza verip de ben her ariza verisinde "değiştirilmesini talep ediyorum" diyip reddedilince son servise gidişinde "geri getirmeyin sizin olsun" dedim. Garanti süresi de devam ediyor...

Başladım kapıları çalmaya... Müşteri hizmetleri, şikayetvar.com gibi internet siteleri, fakslar, mailler ama olumlu cevap yok; "biz kanunlara uygun hareket ediyoruz klimanız tamir oldu getirip takalım ama değiştirme falan yok" diyorlar... Derken kaymakamlığa bağlı Tüketici Hakem Heyeti'nin kapısını çaldım. Mart ayının sonunda bir dilekçeyle bütün servis fişlerini vs. topladım götürdüm.

 

Read more...
PAZARLAMALOJİDE HASTALIKLAR
Oct 15, 2018 at 08:39 AM

Bildiğiniz üzere hastalık, birtakım değişikliklerin ortaya çıkmasıyla organizmanın temel görevlerinin bozulması durumu veya bozuklukların ta kendisidir. Ayrıca “Organizmada genel rahatsızlık ve huzursuzluk durumu yaratan unsurların tümü” şeklinde de tanımlanabilir. 

İşletmeler de, tıpkı Almanya doğumlu Ekonomist Profesör Theodore Levitt’in Harvard Business Review Marketing adlı çalışmasında bahsettiği ‘Marketing Myobia’ (Pazarlama Miyobu ) hastalığı gibi, pek çok Pazarlama Yönetimi Kökenli hastalıkların pençesine düşerler. Bu hastalıkları araştıran bilimin adı da ‘Pazarlamaloji’ dir (Böyle bir terim ve aşağıda belirtilen hastalık türleri literatürde ilk kez www.markaralama.com ’da kullanılmıştır; hayırlı olsun). 

Başlıca Pazarlama Yönetimi Hastalıkları nelerdir? 

 

Read more...
HER ŞEY SATILIK
Oct 15, 2018 at 10:28 AM

Yüzyıllar boyu ticaret; tüccar, takas, kervan, ipek-baharat-amber yolu demekken şimdi bütün bu bileşenlerin toplamına tek bir şey deniyor artık: Örütbağ, yani Anglosakson dilindeki adıyla internet. 

İnternet üzerinden yapılan ticaretin hacmi ‘aklın alamayacağı, sıfırların yetemediği’ noktalarda artık. İnternetin yaygınlaştığı ilk yıllarda, alış-veriş ve banka işlemi gibi konularda çekinceli olan biz Türkler bile artık her yıl neredeyse iki katına çıkan bir hacimle e-ticarete yöneliyoruz. ‘Birkaç tıkla istediğini alabilmenin cazibesi’ girişimcilerin iştahını kabartırken pazarlama profesyonellerine yepyeni “tırmalama alanları” oluşturuyor. Bu çılgın devinim, öte yandan kimilerinin de aklını karıştırmışa benziyor. Belki haberiniz olmuştur, yakın zamanda amatör bir futbolcu kendini açık-arttırma yoluyla satışa çıkardığını duyurdu.

Aslına bakarsanız başarılı bir pazarlama projesi gibi gözüküyor, en azından ülkemiz için. ‘Ürün, tanıtım mecrası, fiyatlandırma ve kanal karması seçimi’, kasetlerden izleyip milyon dolarlık transferler yapan Türk futbol piyasası için çok da saçma durmuyor; ne dersiniz? (Yazar burada yorumu okuyucuya bırakır, vay anasını!)

 

Read more...
MISSISSIPI NEHRINDE BIR DENIZALTI
Oct 15, 2018 at 10:39 AM

Amerika’nın ücra eyaletlerinden birinin çok şeritli otobanlarında yol alırken dinlediğim radyoda bir isim çalındı kulağıma. Önce anlamadım söylenen ismi, sonradan çözüverdim şifreyi. Ulusal Halk Radyosu’nun (NPR) sunucusu Fazıl Say’ı telaffuz etmeye uğraşıyordu kendi aksanıyla. İşte o an bütün resim gözümün önüne geliverdi; apaçık ve tüm netliğiyle...

Geçen yaz Central Park’ta MFÖ’yü ve Sertap Erener’i dinleme zevkine nail olan biz değil miydik? Geçenlerde New York film festivalinde Fatih Akın’ı konuşup, tartışmıyor muyduk hep birlikte? İki ABD universitesinde kürsü sahibi, modern çağın en genç profesörü Oktay Sinanoğlu’nun hikayesini anlatıp durmuyor muyuz hep? Orhan Pamuk’u konuk olduğu radyo programında (WNYC) uzun uzun dinleyeli çok mu zaman geçti? Elif Şafak’ı New York Times’dan takip edip hakkındaki kapsamlı makaleyi okuyalı da yıllar olmadı doğrusu. Mehmet Öz’le şifa bulup, Muhtar Kent’in başarısını konuşan ABD’yle birlikte, Hidayet Türkoğlu’nun transferini manşetten takip etmedik mi?

Read more...
SATIŞ vs. PAZARLAMA
Aug 09, 2004 at 08:30 AM

Şu ‘yumurta - tavuk?’ çelişkisi (paradoks) ve hayatı benzer diğer çelişkilere sürükleyenlere inat “Satış vs. Pazarlama” ikilemini ‘mercek altına’ alalım istedik…

Eğitim hayatım boyunca elime aldığım her ders kitabının önsözü şöyle başlardı: “... bilimi, işletme fonksiyonlarının başında gelir.” Finans, Hukuk, Muhasebe, Üretim, Pazarlama, Halkla İlişkiler, İnsan Kaynakları, İstatistik, İktisat, Maliye ve daha nice bilim kendini en önemli addetmeye azami çaba gösterir. 

Gerçek şu ki, bir işletme fonksiyonunu diğerinden ayırmak veya daha önemli kılmak pek de akılcı bir yaklaşım olmasa gerek. Özellikle de sektör, ürün, pazar ve işletme yapısı hakkında bilgi sahibi olmadan bu ayrıma gitmek oldukça manasız. Benzer bir durum iç içe geçen çalışma alanlarında da söz konusu. Pazarlama ve Satış için olduğu gibi… 

 

Read more...
MIKE, DAVID, GABRIEL VE BEN...
Oct 15, 2018 at 10:18 AM

Akşam saatlerinde; rengarenk çiçekleri açmış ağaçların, yem yeşil çimlerin arasından eve doğru giderken bir yandan da aklımdan “acaba top oynamak için çok mu geç oldu”yu geçiriyordum. Geç ya da değil, aklıma düşmüştü bir kere. Işık hızıyla kostüm değiştirip hemen evden ayrıldım. 5 dakikada basketbol (sepettopu) sahalarının olduğu yere gelmiş, en kalabalık sahaya dalıvermiştim. Sokakta top oynayanlar bilir, (diğer sivil oluşumlara inat) birbirini tanımayan insanların bu kadar kolay ve hızlı organize olabildiği yegane ortamlardır spor sahaları. Kısa bir selamlaşmadan sonra birbirimizin fiziksel dengelerini ve bir kaç atışını gözlemleyerek hızlıca takımları kuruverdik biz de. E, tabi Afrika kökenli-Amerikalı’ları da takımlara eşit olarak paylaştırdık elbette.

Beni de; Mike, Gabriel ve David’in takımına verdiler. 

Read more...
MENŞEİ HAKKINDA
Oct 15, 2018 at 09:04 AM

Üstüne baktık olmadı. Tersine çevirdik bulamadık. İçini dışına çıkardık hala yok. Kutuyu açtık, nafile. Nerede ola şu meşhur “Made in X” (güzel ülkemizde aynen yazıldığı gibi okunur) veya “Product of Y ” yazısı! Yok mudur şu ürünün kökünü, kökenini tespit etmenin başka bir yolu?

Aslında az bilinen ve çok kolay bir yolu daha var. Ürünün bağlı bulunduğu endüstri, pazar ve ilgili yasal düzenlemelere göre üreticiler potansiyel ve mevcut müşterileriyle ürünleri hakkında şeffaf, açık ve net bilgiler paylaşmak zorundadılar. Üstelik herkesin kolayca ulaşabileceği ve anlayabileceği şekilde. Ama bazen uygulama (pratik) kuram'dan (teori) çok farklı olabiliyor.

Ama biz 'bilinçli tüketiciler' pes ediyor muyuz? Elbette hayır.

Read more...
ALAMET!
Nov 19, 2005 at 07:52 AM

Kelime anlamı ‘Belirti, işaret, iz, nişan’. Mecaz anlamı ise ‘Büyüklük, irilik bakımından şaşılacak nesne’.

Bu tanımlardan birkaç eylem türetelim: iz bırakmak, tanınır olmak, büyük olmak hatta şaşırtıcı olmak…

Pazarlama İletişimi için kafa yoran bizler aslında tam da bunlar için uğraşıp durmuyor muyuz?

Belli ki bundan 122 yıl önce bu topraklarda atalarımız da bunun mücadelesini zaman zaman veriyorlarmış. Baksanıza, Sultan II. Abdülhamit, 1899 yılında Japon İmparatoru Meiji'ye hediye edilmek üzere bir ALAMET hazırlatmış zamanın alimlerine. Öngörüye bakın! Adı ALAMET, tarihte bilinen ilk insansı aygıt ya da Latin dilindeki adıyla (ki o zaman böyle bir isim de yok) robot!

Araştırmacı yazar Oktan Keleş, ALAMET’in özelliklerini ise şöyle anlatıyor:

 

Read more...
İŞSİZLİK BİR FIRSAT MIDIR?
Jun 19, 2012 at 09:10 PM

İspanya, Yunanistan, Litvanya gibi AB’nin nispeten eski üyelerinde ise bu oran % 20’lere yaklaşmakta. Tekrar ediyorum, bunlar resmi veriler. İşsizlik hesaplamada farklı metotlar kullanıldığını ve resmi kaynaklar bu metotlardan siyasi otoriteye en az zarar verecek olanı seçeceğini göz önünde bulundurursak bu oranlar kabaca % 5 - 6 şişirilebilir. Bu hesapla Türkiye’de işsizlik % 17’lerin üzerinde öngörülebilir.

Sürekli yakındığımız bu yüksek işsizlikten rant sağlayanlar olabilir mi? Krizlerinin bolca yaşandığı, ekonomik altyapının ufak sarsıntılarla yavaş yavaş yerine oturduğu Türkiye gibi ülkelerde yüksek işsizlik tek bir zümreye hizmet eder: küçük ya da patron merkezli şirketlere…

Read more...
VERGİ ASLA VERGİ DEĞİLDİR
Nov 19, 2005 at 07:25 AM

Bilinir ki ABD dünyanın ekonomik anlamda en Liberal ülkesidir. Yani ‘görünürde’ federal otorite paranın, bankanın, ticaretin, sosyal hayatın ve elbetteki ki dinin düzenlenmesinde aktif rol almaz. Hastaneleri, klinikleri, üniversiteleri yoktur. Demir, deniz ve hava yolları taşımacılığı işletmesi yapmaz. Su, elektrik, doğal gaz, haberleşme gibi hizmetler vermez. Yollar, barajlar, köprüler inşa etmez. Din adamına maaş bağlamaz.

ABD’nin kuruluşundan beri devlet kendini ekonomik ve sosyal anlamda dünyada eşi benzeri görülmeyecek derecede ‘geri planda’ tutmuş böylelikle özel sektörün gelişmesine, sermayenin oluşmasına, dünya devi yatırımların ortaya çıkmasına ortam hazırlamış. Buraya kadar her şey güzel (aslında 1990’lara kadar her şey güzeldi ABD için).

 

Read more...
GÜNLER, GÜNLER, GÜNLER...
Aug 09, 2011 at 08:30 AM

GÜNLER

Dün anneler günüydü, yarın başka bir şey öbür gün başkası...

Dünyaya modern ticareti ve pazarlamayı öğreten ABD’de bir yılda kaç tane özel gün var biliyor musunuz? Sadece özel gün bazında 70’ten fazla gün var.

Bu günler aslında daha pek çok amaca hizmet edebilir hale getirilebilir mi? Bence evet. Yüksek bütçelerle yapılan tüm ületişim kampanyalarıyla yeni nesillere yeni bakış açıları kazandırabilir ya da tüm insanlara farkındalık arttırıcı içeriklerle bir şeyler öğretmekte bahane olarak kullanılabilir. Bir de kısaca neler yapımış onlara göz atalaım...

Read more...
MÜŞTERİ MEŞREBİNDE CELLATLAR
Aug 09, 2004 at 08:30 AM

Pazarlamaya ışık tutan bir düşünce devrinin temelleri mi çatırdıyor? Yine neden kuruldu bu idam sehpası ve bu sefer ip kimin boynunda ilmekli? Adına müşteri dediğimiz “Müşteri suretinde, cellat meşrebindekiler” mi sardı yine her yanı?

Bir kurum – işletme düşünün; adı tüm dünyada güvenle, tasarımla, sağlamlıkla, kaliteyle ve iktisatlı olmakla anılıyor. Bir marka düşünün; kişiliğinde dinamizm var, yenilikler (inovasyon) ruhuna işlemiş, genç ama güvenilir bir dost suretinde... Bir ürün düşünün; ucuza alıyor - alırken kazanıyorsunuz, ömrü uzun ve sağlam – kullanırken kazanıyorsunuz; satmak istediğinizde, buralardaki deyişle “Money in the garage” (Garajdaki para)... Peki şimdi n’oluyor Toyota’nın müşterilerine ve Toyota’nın ‘kurşun geçirmez güvenirliğine’? Dünyanın eski otomotiv devi ABD’de, en önemli ticari değeri olan ‘Amerikan Arabalarını’ bir çırpıda sepetleyen vatansever 300 milyon şimdi kimi yok etmeye hazırlanıyor?

 

Read more...