header image
Home arrow Anasayfa arrow makaleler arrow ALAMET!
ALAMET! E-mail

“Semâzen şeklinde, normal bir insan boyuna yakın, saatli bir robot. Kaideye oturtulmuş gövdesi; saat başı semâ ediyor, bu esnada kollarını açıyor, gümüş levhalardan yapılmış etekleri açılıyor ve aynı anda ezan okuyor. Tüm bunları yaparken yarım metre yürüyor, hem dönüyor ve ezan bitince de tekrar yarım metre geri giderek yerine dönüyor; kollarını ve eteklerini indiriyor. Robotun tamamı gümüş ve altın kaplamadan yapılmıştı. Robotun arka kısmında kurma yeri mevcuttu ve yedi günde bir kuruluyordu.”

Tarih sayfaları arasına sıkışmış önemsiz bir kıssa gibi duruyor, değil mi? Gelin ALAMET’in gerekli ilgiyi ve şansı yakalayıp zamanın Türkiye’sinde ‘gerçek çılgın bir proje’ olarak ele alındığını hayal edelim. Belki de;

* Teknoloji Devrimi gerçekleşecek, sanayileşme hızla artacaktı.

* Üretkenlik (productivite) arttırılacak II. Sanayi Devrimi başlayacaktı.

* Başkalarına ‘yar olan’ üretim felsefesiyle ilgili akademik çalışmalar yapılacaktı.

* Büyük teknoloji programları başlatılacak; nükleer, havacılık ve uzay, veri işleme ve mikro elektrik teknolojileri hızlanacaktı.

Bu bir senaryo, kurgu. O meşhur bardağın boş tarafına bakarak “Hiçbiri olmayacaktı” da denebilir elbette.

Bence en azından 19. yüzyılda Devlet Politikası haline gelmiş gerçek bir proje, yenilikçi (innovative) düşünceyi ve üretkenliği ‘geçer akçe’ haline getirebilirdi. Başka projeler geliştirilir, ‘milli enerji’ doğru yollara kanalize edilebilirdi. Yeniden bir ‘ülkü birliği’ sağlanıp, topyekun hedefe kilitlenilebilirdi.

Gerçek şu ki, benzer alametlerin yolu hep farklı bakış açılarından, araştırmadan, bilgiden geçiyor. Diğer bir deyişle “İlerleme bilmediklerimizde, gelişim etkileşimde, yenilik ise denemediklerimizde saklı”.