header image
Home arrow Anasayfa arrow makaleler arrow NAPOLYON, DOLARİZASYON VE TÜRKİYE…
NAPOLYON, DOLARİZASYON VE TÜRKİYE… E-mail
Oct 11, 2010 at 12:00 AM

'Dolarizasyon' terminolojik olarak, bir ülkenin yerel para biriminin yerini kısmen ya da tamamen başka ülke para birimine bırakması durumuna denmektedir. Bu uygulamayla yerel yönetimler temel olarak fiyat artışının (enflasyon) dengelenmesi, faizin kontrol altına alınması ve dış ticari borçlanmanın istikrara kavuşturulması gibi ekonomik hedefler gütmektedirler. Yakın arkadaşım, New York Universitesi – FIT’de çalışmalarını sürdüren Asst. Prof. Emre Özsöz, ilgili çalışmasında konuyla ilgili sebepleri sonuç ilişkileriyle birlikte detaylı olarak incelemiştir.

‘Dolarizasyon’ tabiri her ne kadar genel hatlarıyla açıklayıcı gibi görünse de, aslında kimi durumlarda yanıltıcıdır. Çünkü bahse konulu ikamede yerel para birimi yerine sadece Dolar’ın geçtiği ya da geçebileceği anlamı çıkmasına sebebiyet vermektedir. Oysa Dolar gibi Avro (Euro), Sterlin, Ruble ve hatta Türk Lirası da ‘Dolarize olmuş’ para birimleri arasında yer almaktadır. Peki hangi bağımsız ülke(ler) Türk Lirası’nı yerel para birimi olarak kullanmayı kabul etmiştir?

 

Kimi ülkeler ‘kurtarıcı ekonomi politikası’ niteliğinde Dolarizasyonu isteyerek hayata geçirmişken, bazıları da - tıpkı yıllar önce ortak para birimine geçiş aşamasında neredeyse tüm Avrupa’nın Avro’ya karşı direnç gösterdiği gibi – para birimleri konusunda oldukça muhafazakar davranmışlardır. Hatırlarsanız, Avrupa’daki Avrolizasyon sürecinde bu direnç, geçiş sonrasında uyum sürecini uzatmış, suni fiyat artışlarına (enflasyon) sebep olmuş ve Avro’nun paralar arası gerçek değerine (parite) ulaşmasını da geciktirmişti. 

Güney Amerika ülkelerinden Panama, Ekvador ve El Salvador ticari, mali ve idari işlerinde yıllar  (hatta yüzyıl) önce dolar kullanımına geçerek kendi para birimlerini – kısmen veya tamamen - tedavülden kaldırmışlardır. Konu ‘bir ülke ve bir ulus’ olunca sonucun toplumbilimsel (sosyolojik), siyasal (politik) ve kültürel boyutları ile ele alınarak değerlendirilmesi şarttır. Acaba sahnedeki kısa vadeli iktisadi başarıların arka planında kimlik, bağımsızlık vb. sorunlar ortaya çıkmış mıdır? 

Evet, Napolyon Bonapart’a “savaş kazanmak için ne gerekir?” diye sorduklarında üç kez üst üste söylediği gibi para gerçekten çok önemlidir. Ekonomi politikalarının temeli, refah ve gelişmişliktir… 

Tekrar sorumuza dönüp yanıtlayacak olursak (Peki hangi bağımsız ülke(ler) Türk Lirası’nı yerel para birimi olarak kullanmayı kabul etmiştir?) Türk Lirası’na Dolarize olmuş tek ülke Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’dir. Maalesef ki aslında Türkiye de bir zaman kısmı dolarizasyonun yaşandığı bir ekonomiye dönüşmüş fakat oluşan nispi istikrar Türk Lirası’na güveni arttırarak piyasadaki dolar ikamesini zayıflamıştır. Ne mutlu ki 4 – 5 yıldır broşürlerdeki dolara endeksli fiyatlar azalmış, banka mevduatları TL’ye dönmüş ve piyasanın dolar merakı epeyce kırılmıştır. 

Peki, biz ve bizim gibi ‘abluka altındaki’ ekonomilerin, ‘mesaj bombardımanına’ maruz kalmış ulusların şu ‘başkası olma merakı’ ne zaman kırılacaktır? 

Tam bu noktada Napolyon’u bir daha anmakta ve Akka Bozgunu ertesinde tüm kurmayları önünde söylediğini hatırlamakta fayda var sanırım: “Türkleri öldürebilirsiniz ama asla yok edemezsiniz!” 

Marka(ra)lama Notu: Farklılıkların zenginleştirdiği, zenginliğin farklılıkta saklı olduğu günümüz dünyasında, asıl önemli, asıl önemli ve asıl önemli olan özgün ve sıradışı olmaktır. Birikimlerini üretirken, ürettiklerini satarken, tarihine ilgi, ülkene turist ve kendine saygı beklerken yapılması gereken ‘seni sen yapana sarılmak’, ‘başarısız bir taklit’ olmaktansa ‘saygı duyulan, merak edilen ve özgün’ kalabilmeye özen göstermektir.